[ Kapat X ]
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Beni Hatırla    


[ Üye olmak için tıklayın ]
Şifrenizi hatırlamıyorsanız tıklayın
 
 
Üye Girişi
Maden'i Buldu İlk Nikel Tesisini Kuracak

Bulduğu nikeli işleyemeyen, toprağıyla ihraç ederek katma değeri kaybeden Türkiye'de ilk nikel işleme tesisini 35 yaşındaki bir Türk girişimci, Gökhan Kantarcıgil ve 2 ortağı kuruyor. İlk iki işlerinde iflas eden, madenciliği tesadüfler sonucu Güney Afrika'da öğrenen ODTÜ'lü 3 arkadaş, bu yıl şirketleri VTG ile 300 milyon dolarlık ciroya imza attı. 5 yıl sonrası için hedefleri ise 1 milyar dolar barajını aşıp uluslararası bir maden şirketi olmak.


6 milyar $'lık nikel rezervi aldı nikel işleme tesisini kuracak

Gökhan Kantarcıgil'in, Vuslat Bayoğlu ve Tarık İmre ile kurduğu VTG, son olarak bir İngiliz şirketinin Türkiye'deki nikel rezervini satın aldı. İngiliz şirketin biri Filipinler diğeri Türkiye'deki iki projesinde de maden bulununca, birini tercih etmesi gerekmiş, 450 milyon dolar yatırım isteyen Türkiye rezervi bu nedenle satışa çıkarılmış. "Manisa Turgutlu'da Türkiye'nin en büyük nikel rezervi... İspatlı rezerv. Yatırımı ile ilgili Avrupalı bankalarla görüşüyoruz" diyor Kantarcıgil. "Krize rağmen bankalar diyor ki "Metal mi, evet, Türkiye mi, evet", iki yıldızla geçiyorsunuz... Anlaşmaya yakınız" diyerek anlatıyor süreci. Bu noktada Türkiye'deki bankaların konuya uzaklığına değiniyor: "Türkiye madenciliği bilmediği için Türk bankaları da bilmiyor..." İşlenebilir 200 milyon tonluk nikel rezervinden bahsediyor Gökhan Kantarcıgil, Türkiye'nin toprağıyla bir yılda sattığı toplam nikelin 3 katı bir miktardan, rakamsal değeri yaklaşık 6 milyar dolar...

Ancak bu cironun yakalanabilmesi için bulunan nikelin, bundan önce yapıldığı gibi toprağıyla değil, işlenerek satılması gerekiyor. O 450 milyon dolarlık yatırımın büyük kısmı da işte bu noktada, yani bir nikel işleme tesisi kurulmasında kullanılacak. "Manisa Turgutlu'da olabilecek tüm nikel sahalarının cevherini işlemeye imkan sağlayacak bu tesis. Bu da küçük maden şirketleri için bölgede yeni fırsatlar yaratacak. Toprağı ile satan madencilere de diyeceğiz ki getirin biz işleyelim öyle satalım dışarıya" diyor.

Ekvador prensiplerine uymayan projeye hiçbir banka kredi vermiyor

Türkiye yılda yaklaşık 500 bin ton işlenmemiş nikel cevheri satıyor. Bunun yüzde 1'i nikel. Yani Türkiye 5 bin ton nikel üreteceğine, toprağı ile ham olarak ihraç ediyor. Bu nedenle satış, nikel fiyatlarının 7'de, 8'de biri seviyesinde bir rakama yapılıyor. VTG'nin kuracağı tesis de nikeli toprağı ile değil, en üst değerinden satmayı mümkün kılacak. Gökhan Kantarcıgil madende 1000 kişinin çalışacağını, dolaylı istihdamın 4 bin kişiye ulaşacağını söylüyor. Çaldağ Nikel Projesi'nde, 2004 yılından bu yana Ar-Ge çalışmalarına 100 milyon dolar harcanmış durumda.

Peki ya çevre? "Önce bizim çevresel endişemiz var. Gerekli tüm adımları atıyoruz. Önce bizim kriterlerimiz var, ikincisi ÇED raporu almak gerekiyor önce, sonra bankalar zaten Ekvador prensiplerine uymayan tesislere kredi vermiyor. 25 sayfalık bir check list'imiz var. Dünyada üretilen nikelin yüzde 70'i bu metodla üretiliyor. İki hafta önce Avustralya'ya gittik, bu metodu kullanan bir madeni ziyaret ettik. Hiçbir endişeye gerek yok, tüm gelişmiş ülkelerde kullanılan yöntemle üretim yapacağız. Bölgeye bizzat büyük bir katkısı olacağını ben bizzat Turgutlu'ya giderek anlatıyorum."

Kolombiya'da da arama yapıyor bu yıl 300 milyon $ ciro yapacak
Üretilen nikelin ilk etapta ihraç edileceğini, sonraki aşamadaoluşacak taleple iç piyasaya verileceğini anlatan Kantarcıgil, Türkiye'de tüketilen nikelin en az yarısını üretiyor olacaklarını vurguluyor. VTG'nin Balıkesir'de 2 altın projesi, Çanakkale'de bir bakır projesi daha var. Güney Afrika'daki kömür madenlerini işlemeye devam ediyorlar. 3 genç madenci, ABD'ye kadar pek çok ülkede satışa çıkarılan maden sahalarını araştırmaya devam ediyor. VTG ayrıca, Kolombiya Bogota'da sahip olduğu 27 bin hektarlık 4 kömür sahasında taş kömürü arama çalışmaları yapıyor.

Şirketin bu yıl ciro hedefi 300 milyon dolar. Geçen yılın rakamı ise 110 milyon dolar. Gökhan Kantarcıgil, 5 yıl sonra şirketlerini 1 milyar dolarlık ciro barajını aşarak global bir maden şirketi haline getirmeyi hedeflediklerini açıklıyor.

Macera filmi gibi bir girişimcilik hikayesi...

ODTÜ yurtlarında başlayan arkadaşlıklarını ortaklığa çeviren üç genç mühendis Gökhan Kantarcıgil, Vuslat Bayoğlu ve Tarık İmre... 1998 yılında mezun olmuşlar ve 'sonu belli bir film' olarak gördükleri profesyonel hayata girmek istememişler. Birinin babası küçük esnaf, diğer iki baba memur. Ne bilgi, ne sermaye var. Hangi alanda iş yapacaklarını araştırırken önce yurtdışında eğitim hizmeti veren bir şirketin Ankara temsilciliğini almışlar. Ancak gerekli parayı denkleştiremedikleri için koydukları parayı da kaybetmişler.

Biri Meksika'ya, diğeri Güney Afrika'ya gitti

Daha sonra her biri garantili bir işte çalışıp biraz para biriktirmeye karar vermişler. Gökhan Kantarcıgil altın ile ilgili bir şirkete, Tarık İmre bir tekstil şirketine Vuslat Bayoğlu ise Güney Afrika'ya master yapmaya gitmiş. 1 yıl sonrasında Kantarcıgil altın şirketinin bir projesi için Meksika'ya gitmiş. Tarık İmre ise Güney Afrika'ya, Bayoğlu'nun yanında almış soluğu. Kantarcıgil Meksika'ya Türkiye'den ithalat yapmaya başlamış ama dev bir zincir ödemesini yapmayınca ikinci iflası yaşamış. İki arkadaşı Güney Afrika'da madenciliğin potansiyelini görmüş ve üçü birlikte bir maden şirketi kurmaya karar vermiş. İlk işleri ise büyük bir maden şirketinin attığı atık kömürü santrallere satmak olmuş.

Kömür atığını satıp sermaye yaptı, 10 bin dolara saha aldı

Atığı alıp satarken 200- 300 milyon dolarları olmuş. "O ana kadar yaptığımız her işten daha fazla para kazanıyorduk" diyen Gökhan Kantarcıgil, hikayenin devamını şöyle anlatıyor:
"Biz para kazanınca saha alıp maden işlemek istedik. İyi bir jeolog bulduk ve Güney Afrika'da Mozambik sınırına 200 kilometre yakında iki saha satın aldık. Bu sahalardan birinde dev madencilik şirketlerinden biri arama yapmış ve maden yok diye terk etmiş burayı. Jeolog, 'Ben olduğuna inanıyorum" dedi. 10 bin dolara aldık sahayı ama sondaj için 200 milyon dolar harcamamız gerekiyor. 10 noktada sondajı yaptık, hiçbirinden maden çıkmadı. Bizim 200 milyon dolar bitti, yine battık dedik.

Jeolog, 'Son olarak bataklığın altına da bakalım' dedi ve...

Jeolog, 'Şurada bir bataklık var, onun da altına bakalım" dedi. Tamam dedik, borç harç, madeni bulduk, 9.6 milyon ton kömür kestik orda. 2007 yılı... Madeni bulduk ama çalıştırmak için ayna açtırmak 5 milyon dolar, tesis kurmak gerekiyor, bu 30 milyon dolar. Cepte ne var, 0, hatta biraz da borç var. Bankalara gittik, çok ağır şartlar çünkü 2008 krizi patladı. Maden taşeronlarına gitmeye başladık. Kömür fiyatları düşmüş krizde, makineler yatıyor. "Arkadaş bizim paramız yok, burayı yap 6 ay sonra para kazanmaya başlayınca ödeyelim". Olur dedi, 5 milyon doları ona yıktık.

Paramız yok, krizde elde kalmış bir tesis bulduk

Mühendislik şirketlerini dolaşıyor bir çözüm arıyoruz, birine denk geldik, "Elimizde siparişi verilmiş ama teslim alınmamış hazır bir tesis var. Parası sonradan ödenmek üzere veririz ama sizin ne satış anlaşmanız ne de limanda yeriniz var, neyinize güvenelim" dedi. Haklısın dedik, satış anlaşması için termik santrallerle görüşüyoruz, herkes 'Kriz var haberin yok mu, elektrik tüketimi düştü' diyor. Ararken bir konferansta Yıldırım Holding'in kömür işinin başındaki kişiyle karşılaştık. Parça kömür alabileceğini söyledi. 5 yıllık kontrat verdi.

İki sahada daha toplam 6 milyar $'lık kömür bulduk

Şimdi geriye bir liman kaldı. Liman yönetimine gittik, "Bize bir yer" dedik. Ama hiç yer olmadığını, dev şirketlerin tüm yerleri kapattığını söylediler. Limanda takıldık kaldık. Birkaç ay uğraştık ama sonunda limandan arayıp, 'Bu şirketler yerlerini kriz nedeni ile verimli kullanamıyor, size bir yer açtık' dediler. Böylece limana girmiş olduk.

Tren yollarında da yer yok, büyük şirketler bütün yolları kapatmış, zaten madencilikte en büyük sıkıntı bu, siz maden bulsanız bile gidip o büyük şirketlere satmak durumunda kalıyorsunuz. Biz vermedik. Demiryolu ile taşırsak 20 dolar, kamyonla taşırsak 40 dolar maliyet. Yılda 400 bin ton için çok büyük bir fark. Kamyonla taşımaya başladık, kömür fiyatları krizden çıkışla 2010 yılında arttı. Bize 'siz iflas edersiniz' diyen devler de kamyonla taşımaya başladı. 2010 yılında 1 milyon ton kömür ürettik. 2011'de bu 2 milyon tona çıktı. Yanındaki iki maden sahasında daha kömür bulduk. 57 milyon ton ispatlı kömüre ulaştık, 5.5, 6 milyar dolar değerinde... Yıldırım Grubu'na ve İngiltere, Hindistan'daki termik santrallere satıyoruz. Sıfırdan projelere devam ediyoruz çünkü riskli ama sonuçta böyle bir şirket yaratabiliyorsunuz."

Dünyayı takip ettik, anlaşmaya 'istemezseniz bize devredersiniz' maddesi koyduk ve kazandık

VTG, bundan üç yıl önce Çanakkale'de aldığı bakır sahalarında sondaj yapmak için yabancı ortak arayışına girmiş. 250 dev yabancı şirketin yöneticilerine kendilerini ve sahalarını anlatan mail atmış. Bunlardan 20 tanesi cevap, 10 tanesi de randevu vermiş. Bunlardan biri de dünyanın en büyük ikinci bakır üreticisi Freeport-McMoran imiş. Şirket yüzde 1 pay teklif etmiş ancak bu üç Türk genç girişimci ile uzun vadeli çalışma imkanı görerek yüzde 49 hisse vermeye razı olmuş. Kantarcıgil, "Biz yüzde 50'den az olmaz dedik ama kabul etmediler. Dünyayı ve yapılan anlaşmaları iyi takip ettiğimiz için anlaşmaya, 'eğer işletmek için küçük bulursanız bize devredersiniz' maddesini eklettik" diye anlatıyor. Anlaşma yapılmış. Çanakkale'deki bu sahada birlikte arama yapmışlar. 500 bin ton bakır rezervi bulmuşlar. 15 yıl boyunca işletilebilecek bir rezerv bu. Freeport "Bu bana küçük" demiş. Kantarcıgil şöyle anlatıyor: "500 bin ton, 4 milyar dolar, neresi küçük diyoruz. Onun üretimi içinde çok küçük bir rakam bu. Freeport geçen yıl sonunda bu sahayı bize bedelsiz devretti, anlaşmamız öyleydi. Oranın keşfedilmesi için 5-6 milyon dolar harcadık. Dünyadaki tüm anlaşmaları takip etmenin bize getirdiği bu oldu."

Yabancı orta ölçekli maden şirketlerinin Türkiye ilgisi arttı

"Türkiye'de son 3 yıldır 'metalik madenler' konusunda ciddi fırsatlar olduğu konuşuluyor" diyen Gökhan Kantarcıgil, bakır, nikel, gümüş ve altın ile ilgili ciddi seviyede uluslararası 'junior' şirket ilgisi olduğunu anlatıyor. Orta ölçekli firmalar bunlar ancak madencilik sektöründe 'KOBİ'lerin büyüklükleri dahi 3-5 milyar dolar seviyesinde oluyor. "Bunda Türkiye'nin yeterince araştırılmamış (under explored)olmasının da etkisi büyük" diye anlatıyor Kantarcıgil ve devam ediyor: "Türkiye'nin jeolojisinin metalik madene uygun olması, gelişmekte olan bir ülke olması da yabancıların ilgisindeki artışta etkili. Güven vermeyen bir ülke olsaydı Türkiye, kimse gelmezdi örneğin. Ayrıca tarihi olarak metal madenciliğinin yapılıyor olmasının da etkisi olduğunu düşünüyorum. İlk altın para bizim topraklarımızda yapılmış. Copper, bakır kelimesi Cyprium, Kıbrıs'tan gelir... Anadolu topraklarının madencilikte büyük bir etkisi var. Şu anda bulunan rezervler dev madencilerin ilgisini çekecek büyüklükte değil. Balinanın karnını doyuracak kadar rezerv yok. Ama orta ölçeklilerin birbiri ardına geldiğini görüyoruz."





Kaynak: www.dunya.com
Ekleyen: editör
Yorum:(0) | Okuma:(4538) | 02/05/2012 - 16:13
Arkadaşına gönder
Yorumlar



Bu sayfaya yorum yapmak için lütfen üye olunuz.


 
Facebook Grubumuz
Twitter Sayfamız